Azbuz Toolbar Video V-kart Profilim Arama Yardım Çıkış Video V-kart Üye girişi Yeni üyelik Arama Yardım Benim de bir sitem olsun Sonraki site Sonraki site Azbuz Toolbar
Buradasınız: Azbuz --> Hayvan Özgürlüğü --> Kuzuların Sessizliği
21 Kasım 2008, Cuma
 
<< ANA SAYFA
 
SİTE SAHİBİ
sinan izmir


31
İzmir
Şikayet Et
 
Bu sitede Tüm Azbuz'da
 
SİTE ETİKETLERİ
 
SİTE KATEGORİSİ
Diğer
 
GİRİŞ:
E-posta:
Şifre:
Beni Hatırla
 unuttum
AKTİF FORUMLAR
[] Hayvan Özgürlüğü Dayanışma Forumu
-->> Diğerleri
OYLAMA
Hayvan Özgürlüğü Sitesi'ne nasıl ulaştınız?
İnternette arama yaparken gördüm
Bir tanıdığımdan duydum
Posta kutuma gelen bir slayt gösterisinde gördüm
Diğer
--> Diğer Oylamalar
rss link
 
ADnet Reklamları
 
Kuzuların Sessizliği
Kuzuların Sessizliği

Hayvanlar, insanlar tarafından hep başkabir benlik aracılığıyla görülür. Onlar özgürlüğe düşkünbireysellikleri, toplumsallıkları, duyguları, korkuları ve inanılmaztahammül güçleri ile varolmaya çalışırlarken, sahip oldukları benlik,insan tarafından reddedilir ya da başka kimliklere indirgenir. Onlar,bir mal, hayvan üretme çiftliklerinde üretim elemanı, doğalortamlarında avlanırken sportif bir hedef, ölü gövdeleri yenirkenbesin kaynağı, meydanda dövüştürülürken seyirlik bir eğlencemalzemesi, evde sevgi nesnesi olarak beslenen süs hayvanı, inançlaradına boğazlanırken kurban (ve sonra derisinin ne olacağıkavgalarında iane), insan için yapılan deneylerde ise testmalzemesi olarak algılanır. Bugün için insan, hayvan etkileşimindekitemel noktanın, insanın hayvan üzerinde kurduğu tahakküm ve ona yaptığızulüm olduğunu söyleyebiliriz. İnsanları ve hayvanları doğanın birerparçası olarak algılamayı reddeden bu bakış, aramızdaki akrabalıkhukukunun gerektirdiği şekilde davranmanın bütün yollarını tıkamış,neredeyse kapatmış gibi görünüyor.

Kurduğumuz bu algılar dünyası o kadar doğaldır ki, normalindehayvanlar arasında yaşanan özgür ve sınıflandırılmamış bir cinselhayatın, üretim çiftliklerinde sistematik olarak zor ve kışkırtılmışbir tecavüzle kuşatılmasından hiçbir ahlâki sorumluluk duyulmaz. Genelolarak spor karşılaşmalarında kuralların taraflarca bilinmesi ve oyunagönüllü bir katılım esas iken, av, yani bir saldırganın öldürücüşiddetini gerçekleştirmesi sözkonusu olunca, bu esasın kaybolmasındabeis görülmez. Ölü hayvan gövdelerinin yenmesine ise (sonsuz bir hayatiçin daima insan kanına muhtaç Kont Drakulanın vahşetiyle benzerlikkurmadan) değişmez bir gerçeklikmiş gibi inanılır. Hayvan cesetleriyledonatılmış masalarda ziyafetler düzenlenir. Üstelik, benzer konularıişleyen kitap ya da filmler korku türü olarak sınıflandırılsalar da,yani insan bu durumun hemcinslerine yapılmasını korkunç bir şey olarakkabul etse bile, her gün yediği ölü hayvan gövdeleriyle, kendisinenasıl korku dolu bir dünya inşâ ettiğini görmek istemez. Tersine, budoğal, değişmez ve kapalı hayvan-insan etkileşimini yeniden üretir.

Bu tavra Yeni Yüzyıl gazetesinin pazar ekinde yayımlanan baharaselam temalı yazı iyi bir örnek teşkil ediyor. Özellikle içindebulunduğumuz bahar günleri kısa bir süre için etlerin en lezzetlilerinisofralarımıza getiriyor. Çocukların sevgilisi o sevimli buzağı, kuzu veoğlaklara gurmeler çok farklı bir gözle bakıyorlar. Onlar için bunlaretleri pamuk gibi, lezzetleri hiçbir yetişkin hayvanda bulunmayankızarmış süt danası, fırında pişmiş mis gibi süt kuzusu ve anasınınsütü dışında ağzına hiçbir şey koymamış oğlaktan yapılmış sebzeli biryemekten başka bir şey değil. Ben kendi hesabıma, süt danası ve sütkuzusuna olan düşkünlüğümü, küçük kızlara ağzı sulanarak bakan kartzamparaların tutumuna benzetiyor ve itiraf edeyim ki biraz dautanıyorum. Tek tesellim, bu körpe et tutkusunda yalnız olmayışım(abç.)1

Yazarın niyeti burada açıktır: İnsanların pazar keyfine katkıdabulunmak ve bahar aylarında kaçırılmaması gereken fırsatları okura,özellikle boğazına düşkün okura hatırlatmak (yazar buna o kadarinanmıştır ki, yazının başında şöyle der: Hangi etler vejetaryenleribile baştan çıkartır? Bahar etleri elbette.). Burada dehşet uyandırannokta, bir yandan çocukların sevgilisi, anasının sütünü emen yavruhayvanların görüntüsü çizilirken, diğer yandan bu görüntüdekimasumiyetin, yavru hayvanların ölü gövdeleri yendiğinde alınacak eşsizlezzeti nitelemek ve vurgulamak için kullanılıyor olmasıdır. Yazarınbu ilişkiyi kuruşundaki doğallık dikkat çekici ve elbette kiideolojiktir. Bu doğal durum (nadiren) birtakım şüphelere ve içerdiğivahşet itibariyle hazımsızlığa yol açsa bile, bu tutkuda yalnızolunmadığı tesellisi ile toplumsal bir kabullenişe sığınılarak tümşüpheler bertaraf edilir ve yeniden doğallaştırılır. Üstelik, körpehayvanların gövdeleri için kabaran iştahın insanı baştan çıkartmasınımâzur göstermek için suçortaklığına vejetaryenler de dahil edilir. Bubakış açısına göre, bu iştah gurmelerin bir zaafı olabilir ama,garipsenecek bir durum yoktur; insan böyledir ve başka türlü olamaz.2

Hamileliğin koyun ve keçilerde 150 gün, ineklerde 285 günsürmesinin, annenin bu süre içinde geçirdiği fizyolojik ve ruhsaldeğişimlerle kendisini yavrusuna hazırlamasının, doğumdan sonra nasılannelik ettiğinin, yavrunun anneyi emerken aldığı hazzın artıkkafamızda bir yeri yoktur. Kuzunun daha 5-7 haftalık, ya da buzağınınhenüz 2-3 aylık iken boğazlanıp, fırında yakılacak olmasında hiçbirzalimlik görülmez. Onlar bizim besin kaynağımızdır ve tahakkümümüzaltında yaşarlar. Yaşam süreleri bizim onları yeme isteğimize tâbidir.Hayvanlara reva görülen zulüm sistemi, insanın doğaya karşı verdiğimücadelenin bir ürünü ve insan uygarlığının devamı için kaçınılmazkabul edilmiştir.

İnsanlar aynı doğallık ve haklılıkla hemcinsleri üzerinde detahakküm kurar, onları sınıflara ve kategorilere ayırır, alet olarakgörüp kullanır, gerektiğinde toplu halde öldürebilirler. Yine dehemcinslerine karşı tümüyle kaybetmemiş oldukları empati, yani kendinikarşısındakinin yerine koyabilme, özdeşleşebilme ve duygulanabilmekabiliyetleri, hayvanlar için geçerli olamıyor. Bir zamanlar gazodalarında toplu halde öldürülmüş insanlarla yıllar sonra bile kolayca(haklı bir şekilde) özdeşleşebilen insan, hayvanların mezbahayagirerken neler hissettiklerini aklına getiremez. Böyle bir yeteneğiniyaptığı ideolojik seçimle köreltmiş, bilincinin derinliklerineitmiştir.

Görülüyor ki; insan kendi diliyle ifade edilmeyen bütün tepki veşikayetlere sırtını rahatça dönebilmektedir. Bunda, hayvanlar içintasarlanıp tesis edilmiş yaşam biçimlerinin bir gün bizim de başımızagelmesinin küçük ve ihmal edilebilir bir ihtimal olmasının payıolabilir mi? Öyleyse, her gün 16 saat çalıştırılan Pakistanlı çocukişçilerin içine kıstırıldıkları hayatla, yemek tabağındaki bir parça ethaline getirilmek için ömrü boyunca eziyet çektirilen kesimhayvanlarının hayatlarını hangi çizgiyle ayırabiliriz? Eğerkafamızdaki düşünceleri, ahlâki kaygıları ve değerleri kompartımanlariçinde taşımıyorsak, bu soruların cevaplarını arayıp bulmak ve konuşmakdurumundayız.

Bir de meselenin diğer tarafı var: Yukarıdaki tutuma tepki duyan,bu trajediyi düzeltmeye çalışan, fakat ilgileri daha çok ev ve sokakhayvanlarıyla sınırlı kalmış hayvanseverlerin konuya dair algılamabiçimleri. Bunlar, kendi deyimleriyle, konuşamayanların sesi olmamisyonunu yüklenmişlerdir; amaç hayvanların, insanlar tarafındansevilmeye ve korunmaya muhtaç yaratıklar olduklarını anlatmak, onlarayardım etmek (gerçekten de sokak hayvanları için fedakârca yapılmış birsürü iş vardır) ve merhamet duygusuyla örülmüş bir zeminde hayvanlarınkurtuluşunu sağlamak. Buradaki sorun, insanı gitgide dünyadaki herşeyin üzerinde bir yere yücelten değerler ideolojisine koşulsuz teslimolunmasıdır. Bu durumda geriye kalan, hayvanları insan uygarlığına tâbikılmanın biraz daha hümanistçe seçilmiş yollarla sürdürülmesinden başkabir şey değildir. Hayvanlar, kendi başlarına varlıklar olarak kabuledilememekte, dolayısıyla asıl sorunun adresi, erişilemeyecek raflarakaldırılmaktadır. Ne hayvan, hiçbir insanın olamayacağı kadar aciz vemazlumdur, ne de onları kurtarmanın yolu sadece evlerimize alıpbeslemekten geçmektedir.3


Kurban Bayramı kutlandımı: Kuzular sessizliklerini yılda bir kez bu zamanda bozarlar...

Kurban kesme adetinin kökleri çok Tanrılı dinlere kadar uzanır.Binlerce yıl önceki ilk dinlerde hayvan Tanrı olarak görülür,törenlerle kurban edildiğinde gücünü ve ölümsüzlüğünü etini yiyenhükümdara bahşederdi. Tanrılar, kurbanlar, törenler tarih içerisindedeğişmiş, üç büyük dinden, önce Musevilik, sonra da Hıristiyanlıkkurban kesmekten vazgeçmiştir.4 İslâmiyette ise İbrahimin sevgisinidenemek için önce ondan oğlunu kurban etmesini isteyen zamanınTanrısının, son anda bir koçu yeğlemesi efsanesine dayanarak bu geleneksürdürülmüştür. Dinin toplum hayatındaki hükümlerinin ciddi değişimlereuğradığı günümüzde bile bu âdet yol açtığı tuhaflıklarla birliktehâlâ yerine getiriliyor. Hayatlarının başka alanlarında din belirleyicirol oynamazken, birçok insan, bir yandan bu görevinden tümüylevazgeçememiş, diğer yandan da kurban törenini, ruhani yanını törpüleyip-kesecek yer ve kişi bulmanın güçlüğü, tatil cazibesi gibi şeyleryüzünden bir an önce halledip kurtulmak istediği bir işedönüştürmüştür.

Gündelik hayatta pirzola, kıyma vs. diye bildiğimiz şeyler,kentin boş alanlarında canlı ve sürüler halinde ancak bu zamanlardaortaya çıkar.5 Seçilen, yani sürüden ayrılıp apartmanların arkabahçelerine getirilenlerin ise önce melemelerini duyarız, ardından yineuzun bir sessizlik...

Peki, hiçbir şeyin kurban edilmediği günler ne zaman gelecek?

Benzeri bir suçortaklığını genişletme çabası kurban kesilmesineyapılan eleştirilerden rahatsız olan bazı kesimlerin yanıtlarında davar. Programını allahaısmarladık diye kapatan ve dinleyicilerinehayırlı bayramlar dileyen bir radyo sunucusu, kurban kesmenin sahipçıkılması gereken bir değer olduğunu, üstelik bu eleştirileriyapanların yılbaşında çam ağacı ve hindi keserek (nasıl tespitetmişlerse) çelişkiye düştüklerini söylüyordu. Bunun daha da yüzsüzceolanı kurban derilerine ilişkin tartışmalarda bir belediye başkanındangeldi. Başkan, Laikler ve ateistler kurban derisinin peşini bıraksın,yılbaşında kesilen hindi derilerinin peşinden koşsun dedi. Buradakiortaklık fiildeki suçu da aşan bir kurgulama; birtakım değerler aitolduğumuz gruba göre farklılık arz edebilir ama, hayvana karşı tutumda(ironik de olsa) aynı ortak paydada buluşabiliriz.

Son günlerde gündemde olan, evde hayvan beslemeninhayvansevmezlerin keyfiyetine bırakılması da asla kabul edilemez birolgudur.


Günümüzde çocukların büyük bir bölümü et olarak yediklerihayvanlarla yüzyüze gelmeden büyürler. Vitrinlerinde derisi yüzülmüş vebaşsız hayvan cesetlerinin sergilendiği kasap dükkanları, son yıllardaeskiye kıyasla çok azalmış, yerine hayvan gövdelerinin teşhisi güçküçük parçalar halinde satın alındığı marketlerin et reyonlarıgeçmiştir. Böylece canlı hayvanla et arasındaki direkt bağlantı gitgidekoparılmaktadır.

Hammadde olarak
hayvan ve et üretimi

Sığırları ayırdedebilmek için derilerinin altına elektronik çipleryerleştirilmiş. İşaretlenecek danalar yeni çağın kovboy taklitleritarafından artık kementlerle yakalanmıyor. Sadece huni şeklindekikafese doğru güdülüyor, orada, hareketli metal kapakların arasınasıkışmış halde boynuzlarını ve erkekliklerini kaybediyorlar. Sonra dakâr düşüncesiyle hareket eden Batının kahramanları tarafındankendilerine hormon, antibiyotik ve tranklizanlar veriliyor.

114 milyon adet kesimlik sığır, bu şekilde özgürlük ve maceranıncennetinde yaşıyor. ABD nüfusu dünya nüfusunun sadece yüzde 5inioluşturmasına rağmen, dünyadaki tüm etin dörtte biriMarlboro-Countryde üretiliyor. Hayvan yetiştiricileri doğa varlıklarıüzerinde sürekli oynuyor ve karmaşık çapraz dölleme yöntemleriyle süperhayvanlar yaratıyorlar: Çocukların boyama kitabındaki alışılmış inektasvirinden iki kaburga fazlaları olması gerekiyor. Dünyanın en büyüksperm bankası American Breeder Service (Amerikan Hayvan YetiştirmeServisi) dünyanın en iyi sperm kalitesini ve en yüksek verimliliğinisunuyoruz, diye pazarlıyor malını. (...) İnekler yapay olarakdölleniyor. Spermleri alınan, yüksek verimli kuşakların babaları olandamızlık boğalar, hayatları boyu bir inek görmezler. Onlar sadeceahırlarına bağlı yaşayan sperm bankalarıdır. Günde sadece yirmi dakika,o da zincirlerle bağlı olarak ahırdan çıkabiliyorlar.

ABDnin besi çiftliklerinde hayvanlara her yıl, Hindistan ve Çinnüfuslarının aynı sürede yemek için sahip oldukları kadar tahılveriliyor. Yine ABDde, dünyanın en büyük tahıl üretiminin (ABDninüretimi) neredeyse yarısı hayvanlara veriliyor.

Sığırları canlı olarak değil de, yem hayvanı olarak görmek etüreticisinin aklına inanılmaz fikirler getiriyor: Yeme çimento tozukarıştırılması kilo alımını hızlandırıyor - yani maliyet düşüyor.Dışkılar bile yeniden değerlendirilip yeme katılıyor.

Almanyadaki bir kesim hayvanı, günışığını artık neredeyse sadecemezbahaya götürülürken görebiliyor. Uzun, beton binalarda yüzlercehayvan yanyana, hareketsizce duruyor. Özel işletmelerde daha yavruhayvanların yemi sütten doğrudan mısıra çevriliyor. Hayatları boyuncahiç otlamıyorlar.

Hayvanlar tamamıyla sıkışmış durumdalar ve dolayısıyla gitgide dahada saldırganlaşıyorlar: Birbirlerini yaralamamaları için boynuzlarınınkökünden yakılması gerekiyor. Kuyrukları da kesilmek zorunda, çünküsığırlar çoğu zaman yamyamlıktan geri kalmıyorlar. Kafeslerinindemirlerini kemirdikleri için bunlar artık plastikten yapılıyor.Derilerinin altına yerleştirilmiş, içi uyuşturucu madde dolu kapsüller,umutsuz hayvanları nihayet sakinleştiriyor. Koşmaları için serbestbırakıldıklarındaysa çoğunlukla bunu yapabilecek durumda olmuyorlar;toynakları yürümeye izin vermeyecek kadar uzamış oluyor ve hayvanlarancak topallayabiliyorlar. Ortamdaki soluk ışığın ve demir yönündenzayıf yemin tek bir amacı var: Eti, açık pembe ve yumuşak, kansızyapmak. Sığır bu ortamda yavaş yavaş dejenere oluyor.

Her şey tam zamanında olmalı. Yoksa hayvanlar yemlerini yemez,sinirlenir, eklemlerinde iltihaplanmalar başlar. Akciğer enfeksiyonu veishal sıkça görülen hastalıklar. Genelde danaların yüzde 10u bunlarayenik düşüyor.

Ahırdaki bu ıstırap dolu, kısa yaşam nihayet günde binlerce sığırıncan verdiği modern et fabrikalarının mezbahalarında son buluyor.Asılarak kanları akıtılıyor, otomatik olarak derileri yüzülüyor veticari mal boyutlarında parçalanıyorlar: Kaburgalar, boyunlar, omuzlar,butlar...

CHRISTIANE GREFE
sinan izmir tarafından gönderilen tüm yazılar
Bu yazı 29/04/2007 tarihinde yayınlandı. 1471 defa görüntülendi.
YORUM BIRAKIN
Yazının puanı: 5.0 (4 kişi)
ETİKETLER



Bu yazıyı arkadaşına gönder
Kimden : Kime :
Baş Yazı | Haberler | Yazılar | Özgürlükçüler | Hayvan Özgürlüğü | Hayvan Özgürlüğü Ana Sayfa | Forumlar | RSS
© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.