 Unilever Unileverin sloganı her yerde, insanların günlük ihtiyaçlarınıkarşılamak. Bu çokuluslu şirketin kesinlikle devasa ve giderek artan birküresel yayılma alanı var. Unilever, her gün 150 milyon insanın ailelerinibeslemek ve evlerini temizlemek için kendi markalarını seçtiğini gururla ilaneder. Şirket, dünyanın en tepedeki paketlenmiş tüketici malı üreticilerindenbiridir ve deodorantlar, güzel kokular, sabun, margarin, çay, donmuş gıda gibisayısız ürünü dünya çapında satar. Unilever, 150den fazla ülkede satış yaparve yıllık yaklaşık 46 milyar dolarlık satış geliri elde eder. En az 90 ülkedeyan kuruluşları olan Unileverin 295 bin çalışanı bulunmaktadır (2000 yılırakamları). Unilever, dünyanın en tepedeki 3 yiyecek şirketinden biridir - Nestleve Krafttan sonra - ve dünyanın ikinci en büyük paketlenmiş tüketici malışirketidir - Procter & Gambleın ardından. Unileverin devasa büyüklüğü ve dünya çapındaki varlığına rağmen,şirketin gerçek ismini saklaması, önemini gizler. Unilever perakendesatışlarını kendi adı altında gerçekleştirmez. Çeşitlilik illüzyonu yaratanmarka isimlerini tercih eder. Magnum, Omo, Lux, Calvin Klein kokuları, Dove,Knorr, Ben&Jerrys, Lipton, Slim-Fast, Iglo, Unox, Becel ve Lever 2000 gibimarka isimlerini kim bilmez ki? Bunların hepsi Unileverin marka isimleridonanmasının birer parçasıdır. Unilever, marka isimlerinin fark edilmeksizingeçip gitmediğinden emin olmak için pazarlama ve reklama devasa boyutlarda paraharcar. Şirket muhtemelen dünyanın bir numaralı reklam vericisidir (AdvertisingAge, şirketin 1999 küresel medya harcamalarının, 3.1 milyar doları A.B.D.dışında olmak üzere, 3.7 milyar dolar olduğunu tahmin etmektedir. Bu,Unileveri dünyanın bir numaralı reklam vericisi yapmaktadır). Şirketin tarihi Unilever, 1930da Hollandalı margarin şirketi Margarine Unieninİngiliz sabun üreticisi Lever Brothers ile birleşmesiyle kuruldu. Her ikişirket de aynı hammaddeler için (örneğin yağ tohumu) rekabet ediyordu, ikisi debüyük-ölçekli ev ürünü pazarlamasıyla uğraşıyordu ve ikisi de benzer dağıtımkanallarını kullanıyordu. 40tan fazla ülkede iş yapıyorlardı. Margarine Unie1920lerde diğer margarin şirketleriyle birleşerek büyüdü. Lever Brothers1885te William Hesketh Lever tarafından kuruldu. Lever, tüm dünyada sabunfabrikaları kurdu ve birçok ülkede plantasyonlar oluşturdu. 1917de Leverbalık, dondurma ve konserve yiyecek işletmeleri alarak, ürünlerini yiyeceklerleçeşitlendirdi. Unileverde bir faaliyet diğerini izledi. Margarin ve sabundakullanılan yağ tohumları beraberlerinde sığır küspesi denilen bir yan ürünsağladı. Bu, hayvan yemlerine yönelmelerine yol açtı. Yağı, margarin ve sabundakullanmak için işlemek başka yan ürünler de sağladı. Gliserin ve yağ asitleri,Unileveri 1986da 2 milyar dolarlık bir iş olan kimyasallara yöneltti (1997deUnilever kimyasal uzmanlık işini 8 milyar dolar karşılığında Imperial ChemicalIndustries (ICI)e sattı.) Kuşkusuz bu milyonlarca tüketim ürünününpaketlenmesi de gerekiyordu. Bu ihtiyaç 6 Avrupa ülkesinde 24 paketlemefabrikasının açılmasıyla karşılandı. Tüketim mallarının aynı zamandadağıtılması da gerekiyordu. Bu da Unileveri İngilteredeki en büyükkamyonculardan biri haline getirdi - ve 40 yıl boyunca, 1985te satılana kadar,Unileverin sahibi olduğu Palm-Line Batı Afrikadaki en büyük gemicilikşirketlerinden biri oldu. Son Strateji Eylül 1999da Unilever daha hızlı büyümek için daha az sayıda vedaha güçlü markalar üzerinde odaklanma eğilimini duyurdu. Şirket markalarını1600den 400e indiriyor. (Danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers Unilevertarafından şirketin 70 yiyecek markasından 10unu satmak için tutuldu). Unilever, TüketiciliğeÖzendiriyor Unilever dünya çapında tüketici ürünlerini pazarlamak veticarileştirmek için oldukça fazla enerji ve para harcamaktadır (sörftahtalarından Chevroletlere Lipton Logosu olan her şeyi sağlayan DünyayıSarıya Boyayın - Lipton pazarlama kampanyası, Unilevere göre muazzam birbaşarıydı. Tüketiciler arasında daha büyük bir Lipton Logo farkındalığıyarattı.) Kuzey tüketici pazarı doymuş olduğundan (dolayısıyla pazar paylarınıngenişletilmesi için pek yer olmadığından) Unilever yiyeceğin işlenmesinimaksimize etmeyi amaçlar. Bu, ürünlerin geliştirilmesine çalışmak ve dahasonra bu ürünler için daha fazla ücret talep etmek anlamına gelir. Unileverürünü aslında çok az değiştirir (örneğin çilekli diş macunu) ya da sadece aynıürünü satmak için sadece görsel dilini değiştirir. Doğal olarak bu işlem, yoğunreklam içerir. Birçok geliştirilmiş ürün temelde yararsızdır ve onlarayönelik talep yoktur (talep çokuluslu şirketler tarafından üretilmektedir).Kısaca Unilever, insanlar kendilerine aldığımız ürünlere gerçekten ihtiyaç varmı? sorusunu soramadan, pazara mümkün olduğunca fazla ürün getirmeye çabalar. Güneyde, insanların büyük bölümü hala her gün açlık çektiği için,bu ülkelerde büyümeye daha fazla yer vardır. Eğer fakirlerin gelirleri artarsa,yiyecek ürünlerine harcayacakları parada büyük bir değişiklik olur. Unileverbunu sömürmek için emsalsiz bir pozisyona sahiptir. Şirket bu amaçla Güneydekipazar payını büyüttü. Buna ek olarak, yoğun reklam ve yeni ürünlerin sunumuylaOrta ve Doğu Avrupadaki pazar payını da büyüttü. Dünyayı daha fazla (yararsız) ürünle boğmak, oldukça ahlaksız birsatış stratejisidir. Sadece bunun beraberinde getirdiği ekolojik bedelleridüşünün (ürünlerin işlenmesi, paketleme, atık işleme, ulaşım, vb.nin hepsininciddi ekolojik bedelleri var). Eğer Güneydeki insanlar, Kuzeydeki insanlarkadar ürün ve hizmet tüketmeye başlarlarsa, doğa kesinlikle hayattakalamayacak. Doğal sorunların tek gerçek ve sürdürülebilir çözümü daha azüretim ve daha az tüketimdir. Unilever ve diğer çokuluslu şirketler aksi yöndegiden akımdan sorumlu baş aktörlerdir! Bunun yanı sıra yoğun reklamcılık; yetersizlik hissi, akılkarışıklığı, ruh hastalıkları gibi psikolojik etkiler üretir. Pazar Hakimiyeti Çokuluslu şirketler açik bir şekilde muazzam bir pazar gücünesahiptirler. Hangi ürünlerin imal edilecegine, hangi tahillarinyetiştirilecegine karar verebilirler ve hepsinin ötesinde, fiyatlaribelirleyebilirler. Yerel işletmeler ve işler bu yolda yok edilir. Mesela çayiörnek alalim. Unilever dünyadaki en büyük çay şirketidir. Kenya, Tanzanya veHindistanda 18,000 hektar plantasyona sahiptir. Liptona ve Brooke Bondsasahip olmasi dolayisiyla pazarin % 20sini kontrol eder (büyük olasilikla1999a ait bu rakamlari degişmiştir). Bunun sonucu olarak, çay fiyatlariüzerinde büyük bir güce sahiptir. 80lerin ortalarinda, Hindistanda çayfiyatlari arttigi zaman, Unilever ve diger şirketler Hindistan çayini geçiciolarak boykot ederek, fiyatlari aşagiya çektiler. Hindistan hükümeti asgari birihracat fiyati koymayi denediginde, çokuluslu şirketler ortaklaşa pazardançekilerek, hükümeti geri adim atmaya ve fiyatlari oldukça düşürmeye zorladilar. Tarım Üzerinde Şirket Kontrolü - Hollanda vakası Mal sağlayan 2 ya da 3 şirket tarım alanında neredeyse tümsektörleri kontrol ediyorlar. Örneğin Friesland Coberco ve Campina Melkunieninhakim oldukları süt ürünleri sektörü ve Numico ve Dumeco tarafından kontroledilen domuz sektörü. Domuz sektöründeki şirketler çiftçilere hayvan sağlar,hayvan yemini temin eder, ve sonunda domuzları keser ve işlerler. Bu sürezarfında çiftçiler geçici olarak domuzlara bakarlar. Ekim dikim sektörü de aynışekilde yapılanmıştır. Patatesler, karnabaharlar, soğanlar, havuçlar: iki ya daen çok üç şirket tohumları temin eder ve tahılları perakendeciye getirir. İkibüyük süper market zinciri - Ahold ve Laurus - perakende işini kontrol ediyor. Vepiramidin tepesinde, yine Unilever yer alıyor. Procter & Gamble ve Unilever sınır anlaşması Büyük şirketler bir yandan zorlu rekabet imaji yaratirlarken,diger yandan da pazarlari kendi aralarinda bölüşmek için işbirligi yaparlar.Unilever ve Procter&Gamble (P&G) geçen yil (6 Eylül 2001) rekabetçi işbilgisinin açiga çikarilmasiyla ilgili konulari karara baglamak için biranlaşma yaptilar. Anlaşmanin şartlari açiga çikarilmadi (çok şaşirtici!).P&G başkani John E. Pepper "Anlaşmanin hem P&Gnin hem de Unileveriniş çikarlarini koruduguna inaniyoruz" dedi ve ekledi "Bu anlaşmapiyasadaki adil ve etkin rekabeti engellemeyecek". Afrika Unileverin firmaları denizaşırı topraklara temelde iki nedenlegirdiler: ürünlerini her yerde satmak ve hammadde kaynaklarını güvence altınaalmak. Bununla birlikte, bir yerde bir birim kurulduğunda, her çeşit işleilgilenme eğiliminde oldu. Bunun önemli bir örneği, William Hesketh Leverin1910da Nijeryada faaliyet gösteren bir Liverpool ticaret şirketini satınaldığında inşa etmeye başladığı efsanevi United Africa Company (UAC) idi. Bunuizleyen 19 yıl boyunca, Batı Afrikada ticaret şirketleri birer birer LeverBrothersın eline düşmeye başladı. Bu, Lever tarafından kontrol edilenNijeryalı şirketlerin, Afrikalı ve doğulu ticaret şirketleriyle birleşmesiylesona erdi. Leverin yeni yan kuruluşu United Africa Companynin kurulmasıLondradaki Savoy Otelinden bildirildi. UAC, çoğu İngiliz kökenli, hatta biri300 sene önce köle ticareti yapan bir düzineden fazla ticaret şirketiylefaaliyet yürüttü. UAC toptancılık, perakende satış, ithalat, ihracat, imalat,bankacılık yapan bir ticari kuruluştu. Şirketin temel rolü Afrikalı çiftçilerintahıllarını ihraç etmek ve Avrupada imal edilmiş ürünleri ithal etmekti. UAColuşturulduğunda, Batı Afrikadaki 4 İngiliz kolonisinin- Nijerya, Gana,Gambiya ve Sierra Leone - yerfıstıklarının %60ının, kakaolarının % 50sininithalatını kontrol etti. Buna ilaveten, UAC Belçika Kongosu, Kamerun ve FildişiSahili dahil olmak üzere, diğer Afrika ülkelerinde de yoğun faaliyetleryürüttü. Afrika kıtasında toplam 1000 yere sahip oldu. Unileverin UACsi1929dan 1949a kadar Afrika kıtasında faaliyet yürüten en büyük ve en önemlişirketti. Bunun Unilevere katkısı göz ardı edilemeyecek kadar büyüktü. II.Dünya Savaşını takip eden yıllar boyunca, UAC Unileverin toplam iş hacmininbeşte birini ve plantasyonlara katkısı da hesaba dahil edilirse, kâr toplamınınüçte biriyle yarısı arasında bir miktarı oluşturdu. II. Dünya Savaşindan sonraki yillarda, bagimsizlik hareketleriBelçikayi, Ingiltereyi, Fransayi ve Portekizi Afrikadan atti amaUnileveri atamadi. Afrikadaki ulusal bilinç geliştikçe, şirkete yönelikeleştiriler hem UACnin Afrikanin iç ekonomisi üzerindeki hakimiyeti hem dekâr oranlari ve bu kârlarin şirketin deniz aşiri ebeveyni Unilevere havaleedilmesi üzerinde yogunlaşti. Yavaş yavaş, Afrikanin hükümeti ve ticarisiniflari UACden daha büyük hisseler almaya başladilar. Unilever şirketlerininbir düzineden fazla ülkede ulusallaşmaya başladigini fark etti. Unileverinrolü degişti. Artik Bati Afrika tahillarinin pazarlamasini kontrol etmiyordu.Şirket, en büyük yan kuruluşu olan Nijeryadaki United Africa Companydekibüyük bir payi da dahil olmak üzere, imalat birimlerini hükümetlere satmayazorlandi. 1973te Unilever bu degişen politik koşullara ayak uydurabilmek içinUnited Africa Companynin adini UAC International [Uluslararasi UAC] olarakdegiştirdi. Eger imkani olsaydi, Unilever denizaşiri yan kuruluşlarinin%100üne sahip olurdu. Fakat şirket, uluslararasi sulardaki sezonluk birdenizci olarak, degişim rüzgarlarini nerede ve nasil arkasina alacagini biliyor. Sonuç olarak, UAC, şu an birçok Afrika ülkesinin boguştugugelişmekte olan mal-temelli ihracat ekonomilerinde önemli bir rol oynadi veUnilever, hangi ismi kullanirsa kullansin, pazarlari kendi çikarlaridogrultusunda yönetmeye ve şekillendirmeye devam ediyor (Unilever ve UAChakkindaki makalenin tamami için: Multinational Monitor, 9. sayi, 1998). Orta ve Doğu Avrupa Unilever ve Procter & Gamble, Orta ve Doğu Avrupadakikomünist rejimlerin çöküşünden ve bunun sonucunda ekonomilerinin dışa açılmasındankâr sağlayan batılı şirketlerdir. Yiyecek şirketleri Avrupadaki oyun alanındanistifade ettiler. Orta ve Doğu Avrupanın kişisel bakım ürünleri pazarını kendiaralarında bölüştüler ve bu süreçte ulusal şirketlerin kapanmasına nedenoldular. Orta ve Doğu Avrupa, çok uluslu şirketlere çok büyük miktarda, azücretle çalışan kalifiye işçi ve 150 milyon civarında tüketici sağladı. ERTGenel Sekreteri Richardson bunu şöyle yorumladı: Bu kapımızın önünde yeni birGüneydoğu Asya bulmak gibi oldu." Çokuluslu şirketler Doğu ve OrtaAvrupayı ABye dahil etmeye ve Avrupa Birliğinin büyümesinin gerçekleşmesinecan atıyorlar. Bunu hem Doğu Avrupa hem de Orta Avrupa için bir kazanım olarakgörüyorlar. Buna karşın, yabancı yatırımlara bağlı olma durumu Doğu ve Orta Avrupatoplumlarında, istihdam ve çevre konularında olumsuz etkilere yol açtı. Örneğin Macaristanda çok uluslu şirketler GSMHnin %30unuoluşturur. Bölgedeki yerel şirketler, alanın büyüklüğünden, ucuz sermayeerişiminden, daha üstün teknolojiden ve muazzam reklam bütçelerinden istifadeeden büyük şirketlerle rekabet etmek için mücadele ederler - ki bunların çoğubaşarısızlıkla sonuçlanır. Bu çokuluslular daha az masrafla daha fazla miktardaüretim yapabilirler. Daha az çalışan onlara açık bir avantaj sağlarken, artışgösteren bir işsizlik mirası yaratır. 1992de, Macaristan ekonomisinin çimento,cam, ekmek, bitkisel yağ, şekerleme, kâğıt gibi sektörleri, çokulusluşirketlerin eline geçmişti. 1991de en büyük 10 özelleştirmeden 9u Batılıçokuluslu şirketlere gitti. Özelleştirme gelirlerinin %95i yabancıyatırımcılardan geldi. Electrolux, Unilever ve General Electric gibiçokuluslular çekici devlet işletmelerini ele geçirdiler. Kimyasal tarım, genetik müdahaleli besinler Şirketler yiyecek üretim ve dagitim sisteminin neredeyse herbasamagini kontrol ederler. Bu, ekolojik açidan sürdürülemez uygulamalariberaberinde getirir. Örnegin, tüm dünya çapinda gerçekleştirilen böcek öldürücüsatişlarinin %90ini sadece 20 kimya şirketi gerçekleştirir. Bu tarimsal kimyasallarher sene on binlerce ölüme ve en az 1 milyon tarim işçisinin zehirlenmesineneden olurlar. Phillip Morris, United Fruit, Pepsico, Cargill, Unilever veNestle gibi küresel devler uluslararasi tarimsal üretimin ve ticaretin büyükbir bölümünü yönetirler. Aslinda, çokuluslu şirketler, tüm dünyada muz, tütün,pamuk gibi ihracat ürünleri için işlenen topragin % 80ine hükmederler. Benzeritarimsal-ihracat geliştirme modelleri çiftçilerin yerel tüketim için ürünyetiştirmelerinin yerini alir, onlari hayatta kalabilmek için dogayi sömürmekzorunda kalacaklari durumlara sürükler. Unilever dünyanın en büyük tarımsal hammadde (çay, sebze,bitkisel yağ gibi) kullanıcılarından biri olduğunu iddia etmektedir. Bu,küresel tarımın şekillenmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Unilever farklıalternatiflere açık olduğunu iddia etmektedir (bütün tarımsal sistemlerinönerecek bir şeyleri vardır ve biz farklı koşullar altında neyin en iyi şekildeçalıştığını bulmak istiyoruz); fakat şirket hangi sistemin en iyi şekildeişlediğine karar verecek olanın piyasa mekanizmaları olduğuna inanmaktadır.Piyasa mekanizmalarının, kaynak zinciri boyunca performans gelişimini veverimi teşvik ettiğine ve tüketicilerin ihtiyaçlarını ve beklentilerinikarşılamak için kalite standartlarını arttırdığına inanıyoruz. Unilever Sürdürülebilir Tarım Yönetim Grubu Başkanı JeroenBordewijk Eninde sonunda, piyasanın sürdürülebilir gelişim için çalışmasını vetamamen sürdürülebilir tarımsal sistemleri cesaretlendirmesini istiyoruz demektedir.Sizce Unilever sürdürülebilir tarımı neden bu kadar önemli görmektedir?Şirketin iddialarına göre: Çünkü, bizim hissedarlarımıza ve tüketicilerimizekarşı açık bir yükümlülüğümüz var. Doğal hammadde kaynaklarına erişimisürdürmek zorundayız. Unilever, sürdürülebilir tarım üzerine olan yayınında YeşilDevrimin nimetlerini özetler. Yeşil devrimin başarısının bedelleri olduğunukısaca belirtir (Unilever büyük olasılıkla bunun ayrıntılarına girmeyelim diyedüşünmüştür); fakat bunları önemsemez (bu bedeller tarım tarihinde yenideğildirler). Birçok önde gelen uzman ve enstitü, yeşil devrimi karakterizeeden yüksek-girdi yönteminin tarafını tutarak tartışmaktadırlar. Tabii kiküçük-ölçekli tarımın daha üretken ve sürdürülebilir olduğunu iddia eden birçokkişiden bahsetmezler. Büyük-ölçekli, endüstriyelleşmiş, yüksek-girdili tarım,tarımın şirketler tarafından daha fazla kontrol edilmesi projesine güzelceuymaktadır. Shell, Monsanto, Mitsubishi ve Sandoz gibi kimya devleri, yenipotansiyel doğa sorunları sunan ve geçime yönelik tarıma zarar veren tarımsalbiyoteknoloji endüstrisinin büyük bir kısmını olduğu gibi, patentlervasıtasıyla şu anda dünyanın genetik envanterinin birçoğunu da kontrolediyorlar. Unilever, doku kültürü yoluyla genetik açıdan tek tip palmiyeağaçları yaratmayı denedi. Şirket palmiye yağı faaliyetlerini arttırmak istedi(palmiye ağaçları tohumlarındaki yağ için yetiştirilirler. Tohumlar abur cuburyiyecekler ve endüstriyel yağlayıcılarda kullanılırlar). Fakat ağaçlarınboyutları endüstriyelleştirilmek için fazla çeşitlilik içindeydi. Unilever,genetik açıdan tek tip palmiye plantasyonları yarattı. Küçük çiftçilerin tümhisselerini satın aldı, tropik yağmur ormanlarını kesti ve bu süreçte oralarınyerli halklarını yerlerinden etti. Bunun yanı sıra, palmiye yağı işleyenfabrikalar ölümcül su kirliliğine yol açtılar. Unilever yiyeceklerinde genetik müdahaleye uğramış organizmalarkullanmaya çok erken bir aşamada başladı. ve genetik müdahaleye uğramışyiyeceklerin reklamında başat bir rol oynadı (İngilterede BachelorsBeanfeasti piyasaya çıkardı. Bu genetik müdahaleye uğramış maddeler içeren ilkyiyecek ürünlerinden biriydi). Genetik müdahaleye uğramış organizmalarınyiyeceklerde kullanılmasının kısa bir tanıtımını yaptıktan sonra, Unilever geridönüş olmadığını iddia edebilecekti. Genetik müdahaleye uğramış organizmaları,genetik müdahaleye uğramamış organizmalardan ayırt etmek mümkün olmayacaktı.Genetik Mühendisliği Ağından Zoe Elford (1998) şöyle demektedir: Unilevergenetik müdahaleli yiyecekleri tüketicilerin gırtlağından aşağı itiyor. Şirketbirçok insanın genetik müdahaleli yiyecek fikrini hazmedemeyeceğini biliyor.Unilever tüketicilerin markalara bağlılığını kasten suiistimal ediyor. Bunakarşın, direniş arttıkça, Unilever mucizevi bir biçimde(!?) genetik müdahaleyeuğramamış yiyecekler üretebilmeye başladı. Şirket, genetik mühendisliğikonusunda ülkeden ülkeye değişen bir tutum sergiliyor (stratejilerini yerelpazarlardaki genetik mühendisliği duyarlılığına adapte ediyor). Unilevergenetik müdahaleye uğramış yiyecek maddelerinin çok zor kullanıldığıAvrupada yeni bir sisteme geçiş yapacağını açıkladı. Bu beyanat çokbelirsizdir ve genetik müdahaleli yiyeceklerin kullanımı için alanbırakmaktadır. Doğa tahribatı Unileverin yan kuruluşlari tarafindan gerçekleştirilen çeşitlidoga tahribatlarinin vahametini göz ardi etmek istemeyiz; fakat şirketindogal suç kaydinda en üst sirayi tüketimin pompalanmasina (ve paketlememalzemelerinin aşiri kullanimi, ürünlerin dünya çapinda ulaşimi, vb.) vermekgerekir. Unilever gibi çokuluslu şirketler tarafindan şiddetle pompalanantüketiciligin yikici ekolojik boyutlarini göz önüne alirsak, şirketlerinçevreyi koruma çabalari sadece pisliklerini örtme faaliyetleri olarakgörülebilirler. Yoksulluğu ortadan kaldırmak için tüketiciliği kullanmak (!?) Bazı insanlar bunu fakir insanların sefaletten çıkışlarının tekyolu ve iyi bir şey olarak algılıyorlar. Birleşmiş Milletler küresel şirketleredünyadaki fakirlerin tüketici potansiyellerini fark etmeleri için uyarıdabulunan bir mesaj gönderdi. The Financial Times (30 Nisan 2001) Unileverinçoktan inisiyatif alan, bazı ürünlerini Hindistandaki fakir insanlar içinerişilebilir ve karşılanabilir hale getirecek şekilde yeniden formüle eden birkaçşirketten biri olduğunu yazdı. Örneğin deterjan (mesela Omo) ve şampuan artıkküçük paketler halinde Hindistanda yarım rupeeye satılıyor (bu da aşırıpaketlemenin bir örneği!). Dünya üzerindeki herkesi tüketicileştirme çabalarısürüyor. Zulmeden rejimlerle işbirligi Margarine Unie Nazi Almanyasına önemli çıkarlar sağladı. AdolfHitler, zaferinden sonra tropikal kolonilerin ve işletmelerin yönetiminiHollandalılara bırakmaya karar vermişti. Adolf Hitlerin Hollandalılara busaygıyı duymasının nedeni tek bir şirketin inanılmaz verimiydi... Unilever Yönetim Kurulu Başkani FitzGerald, şirketin faaliyetyürüttügü 90 ülkeden bazilarinda yerel yönetimlerin iş anlaşmalarini tatliyabaglamak için bazi kolaylaştirici ödemeleri kabul ettiklerini itiraf etti.
Kaynak: http://www.ozgurhayat.org/2.php?a=6 |